Ragıp Duran ile medya üzerine sohbet

Medya2020

Gazeteci olma kararını nasıl verdiniz?

Herkesin gazeteci olma hikâyesi farklıdır. Hatırlıyorum, ben ilkokula gitmeden önce okuma-yazma öğrenmiştim. Babam üniversite profesörü olduğu için, evde kitap, dergi, gazete çok yoğun bir şekilde okunuyordu. 1967′lı yıllarda eve her gün üç gazete gelirdi. Dolayısıyla dört-beş yaşlarında olsa gerek, ben ‘okuma-yazma bilmediğim için’ ilk başta gazetelerin sadece resimlerine baktığımı hatırlıyorum. Kitap okuyan bir ailenin çocuğu olduğum için, kitap da okuyordum. Ortaokul, lise dönemlerinde, biraz da o yaşın verdiği hevesle gazetelere ilişkin filmlerden, romanlardan etkilendiğimi hatırlıyorum. Çünkü, gazetecilik, esas olarak da muhabirlik, memurluk gibi sabah saat 9.00′da başlayıp akşam 5.00′da biten bir iş değil; 24 saat boyunca icra edilen bir meslek olduğu için de belirli macera yönleri var. Mesela geceleyin kalkıp habere gidiyorsunuz. Beni en fazla gazeteci olmaya iten, Costa Gavras’ın ‘Sıkıyönetim’ adlı filmi oldu. Bu filmin önemli kahramanlarından, oldukça kıdemli ve yaşlı bir muhabir, siyasî iktidara karşı son derece ciddi ve mesafeli davranıyordu, onların çelişkilerini ortaya koyuyordu. Bir muhabirin yapması gerekenler konusunda ilk gazetecilik dersimi ondan aldım. Daha sonra üniversite yıllarında siyasi bir grupta militanlık yaparken, o grubun çıkardığı yayın organına önce tercümeler yaparak, sonra yazılar yazarak, 1972-73 yılları arasında gazetecilik mesleğine girdim.

Türkiye’de gazeteci olmayı değerlendirir misiniz?

Bugün Türkiye’de gazeteci olmak çok zor. Gerçek anlamda herhangi bir tabu ve yasak olmadan gazetecilik yapmak nadiren mümkün: Çünkü Türkiye’de, özgürlüğü meslekî anlamda kısıtlayan çeşitli yasalar var. Bunun dışında ikinci engel, devleti saymak gerekir. Türkiye’de başta Kürt meselesi olmak üzere, siyasî, İslâmî, Ermeni ve ordu meselesi gibi birçok konu hâlâ tabu teşkil etmektedir. Tabu derken, bunu, bu konularda yazı yazmak yasak anlamında söylemiyorum. Yazı yazabilirsiniz; ama mevcut durumu onaylayıcı yazı ve haberler yazabilirsiniz. “Kürtler teröristtir, siyasî İslâm gericidir, Türk ordusu demokrattır” dediğiniz zaman hiç kimse size dokunmaz, aksine sizi yüceltirler. Bu konularda resmî çizginin biraz dışına çıktığınız zaman, hemen mahkemelere düşersiniz. Bu bakımdan Türkiye’de gazetecilik yapmak çok zor. Bugünkü gazeteciler, mesleği, tamamen yerleşik düzeni onaylamaya, meşru hâle getirmeye ve doğrulamaya yönelik yaptıkları sürece, hiç kimse onlara dokunmuyor. Gazetecilik, yönetenleri rahatsız etmediği sürece, gazetecilik değildir. Türkiye’de, toplumun taleplerine cevap veren, biraz da yoksulların, orta gelirli insanların sorunlarına çözüm arayan bir gazetecilik değil; tamamen devletin üst kademesinin görüşlerini halka kabul ettirmeye çalışan, ayrıca da çoğu magazin ağırlıklı bir gazetecilik yapılıyor. Onun için böyle bir ortamda bulunmak, gerçek anlamda gazeteciliği savunan insanlar için çok hoş bir şey değil.

Gazeteciliğin bireysel ve toplumsal tatmin alanları sizce nelerdir?

Türkiye’deki yapılış tarzıyla gazeteciliğin bireysel tatmini ne yazık ki kişisel şan, şöhret ve bol para kazanma durumunda sağlanmaktadır. Oysa gazetecilik para kazanmak için yapılan bir meslek değildir. Normalde, gücü olmayan, haksızlığa uğrayan insanların hak sahibi olmasına hizmet etmek, bireysel tatminde belirleyici yön olsa gerek. Gazeteci, adının büyük harfle yazılması, resminin çıkması, sürekli ekonominin veya devletin üst kademelerindeki kişilerle gezmesi, benim açımdan her hâl ü kârda tatmin edici bir şey değildir. Ama ne yazık ki Türkiye’de gazetecilik bu konumdadır.

Türkiye toplumundaki devletçi anlayıştan dolayı gazeteci, en yüksek dereceli birinin haberini yaptığında ön plâna çıkartılıyor ve bu hoş karşılanılıyor. Ama gerçekte cumhurbaşkanı veya başbakan ile görüşmek önemli bir şey değil. Önemli olan, gazetecinin İstanbul’daki küçük bir semtle ilgili küçük bir haberi yazması, oradaki olumsuzluğu dile getirmesi ve toplumun refah, barış ve huzur içinde yaşamasına hizmet etmesidir. Gazeteciliğin bireysel tatmin alanları bunlardır. Toplumsal tatmin yönü ise o toplumun entelektüel, kültürel ve medyatik düzeyi ile ilgilidir. Toplum nezdinde tanınan iyi bir gazeteci olmak da bir toplumsal tatmin yönü olabilir. Kuşkusuz bir toplumda eleştiren, muhalif, sorgulayıcı, o toplumun bilinmedik yönlerini aydınlatan bir insan, bir fikir adamı olarak muhabir, köşe yazarı olmak da tatmin veren şeylerdir. Ama en önemli tatmin yönü, kamu adına yoksulların ve haksızlığa uğrayan insanların yanında olmaktır.

BBC’de hangi yıllarda çalıştınız?

Ben BBC’de çalışmaya önce Paris’te başladım. BBC’nin yabancı diller bölümünde Türkçe yayın yapan servisin 1982-1983 Paris muhabirliğini yaptım. Sonra Londra’ya, merkeze gittim. 1983-1987 yılları arasında Londra’da ‘Bush House’ta, yani yabancı dilde yayın yapan, bölümde çalıştım. O zaman 36 dilde yayın yapılıyordu.

‘Tarafsızlık diye bir şey yoktur, olamaz da…’

“Gazetecilik, yönetenleri rahatsız etmediği sürece, gazetecilik değildir. Türkiye’de gazetecilik, tamamen devletin üst kademesinin görüşlerini halka kabul ettirmeye yönelik çalışıyor.”

BBC’nin tamamen tarafsız yayın yaptığını söyleyebilir misiniz?

Bence tarafsızlık diye bir şey yoktur, olamaz. Çünkü her ağzımızı açtığımızda, kalemi ya da kamerayı elimize her aldığımızda, çok çeşitli tercihler arasında bir seçim yapıp, bir haberi yayımlıyoruz veya yayımlamıyoruz. Çünkü gazetelerin sayfa sayısı belirli. Oysa günde o kadar çok olay meydana geliyor ki. Her olayı, zamanında gazeteye, radyoya televizyona yansıtmak mümkün değil. Kaçınılmaz olarak radyo ve televizyonlar gerçeği değil, gerçeğin imajını verir. Bu imajı verirken de bir tercih yapılmıştır. O imaj, belirli filtrelerden geçtikten sonra yapılır.

Peki BBC’yi diğer büyük radyolarla kıyaslarsak…

BBC ile rekabet edebilecek güçte olan, VOA (Amerika’nın Sesi Radyosu), Moskova Radyosu var. Bunlar, büyük devletlerin yayın organları olmaları itibarıyla, hem eskiden, hem de bugün, direkt olarak Amerikan hükümetinin, Sovyet hükümetinin ya da Rus hükümetinin görüşlerini yaymakla görevli radyolar. Tabiî ki iyi radyolar; ama BBC’nin statüsünde ince bir fark var. Her ne kadar BBC’nin başındaki kişi Bakanlar Kurulu tarafından atanıyor olsa da; her ne kadar BBC esas gelirini radyo ve televizyon kullanan insanların verdiği vergilerle yani halktan, kamudan temin ediyorsa da, BBC’nin editöryal, yazı işleri, haber tercihi, haber seçimi konusunda, olağanüstü bir özerkliği var. BBC’de, hükümetin atadığı, genel yayın yönetmeni gibi bir numaralı sorumlular var. Onun altında çalışan bütün gazeteciler, radyocular, televizyoncular, tamamen meslek kriterlerine göre işlerini yapıyorlar.

BBC dış haberler yayınlarında bir ayrım yapıyor mu?

Örneğin Türkçe Yayın Servisi’nde kaçınılmaz olarak Türkiye’ye ilişkin haberlere belirli bir ağırlık veriliyor. Esas olarak her ne kadar İngiltere’yi ve İngiltere’nin diğer dünya olaylarına bakış açısını yansıtmak gibi temel bir amacı varsa da. BBC domestik, yani içe yönelik yayınlarında, global bir yayın olması itibarıyla, özellikle eski İngiliz sömürgelerine veya İngiliz Milletler Topluluğu Ülkelerine, diğer büyük radyolardan, diğer büyük medyalardan çok daha fazla yer veriyor.

BBC mi, CNN mi daha iyi habercilik yapıyor?

Gazetecilik, habercilik açısından BBC tartışmasız CNN’den daha iyidir. CNN ile BBC kıyaslandığında, BBC’nin yanında CNN bir magazin gazetesi gibi kalır. BBC ciddiyet açısından, dakiklik açısından, doğruluk açısından daha iyidir. Fakat “Doğru haber mi, hızlı haber mi?” kıyaslamasında, doğru haberin simgesi BBC, hızlı haberin simgesi CNN olur. Ama her hızlı haber doğru değildir. Böyle bir sorun var. CNN birçok uluslararası önemli olaylarda, Amerika’nın siyasetlerini savunmak adına biraz yanılmıştır. En son önemli yanılması, henüz seçimler bitmemişken, ya Bush’un ya Al Gore’un başkan olacağını iddia etmesi. Oysaki daha sandıklar bile açılmamıştı. BBC o seçildi, bu seçildi gibi haber vermedi; çünkü Amerikan Yüksek Seçim Kurulu, hiçbir zaman, seçimin nihaî sonuçlarını açıklamaz. BBC için doğru haber tayin edicidir. CNN’in böyle bir ilkesi yok. Olmadığı için de, neredeyse bizim Türk basını gibi, haberi önce biz verdik derken, yanlış haberleri verebiliyor.

BBC’de çalışmak için ne gibi özelliklere sahip olunmalı?

Batı Avrupa’da bu işler bizdeki kadar kolay değil. BBC’nin günlük, haftalık çeşitli bültenleri vardır. Bunlarda BBC’nin işe almayı tasarladığı insanlar hakkında ilânlar verilir. Orada çok ayrıntılı biçimde yapacakları işe göre işe alınacak kişiler, Ahmet’in, Mehmet’in tanıdığı değil de, belirli okulları bitiren, belli niteliklere sahip olan insanlardır. Ayrıca BBC’de gerek iç yayınlarda, gerekse yurt dışı yayınlarda çalışabilmek için biri sözlü, biri de yazılı olmak üzere iki aşamalı sınavdan geçmek gerekiyor. Sadece Londra’da BBC’de çalışan 6-7 bin kişi var. Tabiî ki BBC piyasadaki en iyi kadroları toplamaya çalışıyor. Bunu da Eğitim Dairesi sayesinde belirli ölçüde başarıyor.

Ragıp Duran kimdir?

Ragıp Duran, 1945′te İstanbul’da doğdu. Galatasaray Lisesi’ni bitirdikten sonra Fransa’da hukuk öğrenimi gördü. 1978 yılından bu yana Ankara, Londra ve Paris’te Aydınlık, Hürriyet, Cumhuriyet, Gündem gazeteleriyle AFP ve BBC’de gazetecilik yaptı. Hâlen Fransa’da yayımlanan Libération gazetesinin Türkiye muhabiri ve Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde ders veriyor. Afgan Savaşçıları (Aydınlık Yayınları, 1980) ve Apoletli Medya (Patika, 1996) adlı iki kitabı yayımlandı.

Kaynak:
ERSİN CANAN / İÜ İletişim Fak. Gazetecilik 2

02 March 2008

Sıradaki Yazılar:

Etiket:


Görüşünüz?

Yorum için giriş yapmanız gerekiyor.

Konu | Bizim Mahalle

fotoLENS

Loading...

manşetler

FotoLENS

005.jpg 03.jpg 005.jpg time_13.jpg 07.jpg 005.jpg time_1.jpg time_10.jpg time_17.jpg 005.jpg