Değerli konuklar,
Gazetemizin 58. kuruluş yıldönümü törenine hoş geldiniz.
Bugün yalnızca Milliyet’in 58. yıldönümünü kutlamıyoruz, aynı zamanda Abdi İpekçi Gazetecilik Ödülü ve Örsan Öymen Araştırma Ödül törenlerini de gerçekleştiriyoruz.
Böyle olması, bir bakıma bizim Milliyet olarak geleneklerimize sahip çıkma, geleneklerimizi yaşatma kararlılığımızı gösteriyor. Milliyet olarak geleceğe bakarken Abdi İpekçi’nin, Örsan Öymen’in bıraktıkları mirastan , onların hatıralarından da güç alıyoruz.
Kuruluş yıldönümü törenlerinde, aynı zamanda köklü bir müessese olarak 10, 20 ve 25’inci yılını dolduran mensuplarımıza da plaketlerini veriyoruz. Yazarımız Derya Sazak ve Spor Müdürümüz Cem Şengül , bugün 25. Yıl ödüllerini alacak olan kıdemli Milliyet mensuplarından sadece ikisi.
Böylelikle, bugün burada düzenlediğimiz tören Milliyet’in geçmişi, tarihi, bugünü ve geleceği arasında bir köprü kurmuş oluyor.
Tabii, Abdi İpekçi ve Örsan Öymen’in hatıralarını anarken, insan ister istemez , bu iki efsane ismin –yaşasalardı- bugünün Türkiye’sini nasıl değerlendireceklerini merak etmeden yapamıyor. Örneğin gazetecilerle ilgili son tartışmaları Örsan Öymen kim bilir nasıl renkli bir şekilde hicvederdi köşesinde…
Kuruluş yıldönümü törenleri , müesseseler için nereden gelip nereye gittiklerini sorgulamaları açısından uygun bir fırsat yaratıyor.
Biz 9 Mayıs 2008 tarihi itibarıyla bu muhasebeyi yaptığımızda sağlam bir zeminde durduğumuzu görüyoruz, kendimize güvenimiz tam …
60. yıldönümümüz yaklaşırken hem Türk basını, hem de ülkemiz için oynamamız gereken önemli bir rol olduğuna inanıyoruz…
Güvenimiz, sadece kendi kendimize atfettiğimiz, bir başka deyişle kendinden menkul bir güven duygusu değil… Somut sonuçlardan, verilerden besleniyor.
Bunun gerisinde geride bıraktığımız bir yıl içinde Türkiye’de dağıtılan gazetecilik ödüllerinde sağladığımız tartışmasız üstünlük yatıyor.
Bugün bu konuda mütevazı olamayacağım. Geçen yıl toplam 22 ödül aldık. Bu yıl Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ödüllerinde toplam 3 ödül aldık… Spor Yazarları Derneği’nde 7 ödülle mutlak bir üstünlük sağladık. En yakın gazete 3 ödül aldı. Bu, Milliyet spor geleneğinin gücünü de gösteriyor.
Bugün Abdi İpekçi Gazetecilik Ödülünü yine bir Milliyet mensubu, Ankara Temsilcimiz Fikret Bila alacak. Önceki gün açıklanan Metin Göktepe ödülünü İstanbul Haber Araştırma Servisi’nden Şükran Pakkan arkadaşımız, Bizans Sarayı’nın kalıntıları üzerinde yapılan Four Seasons oteli inşaatı konusundaki haberleriyle aldı.
Bu konu Danıştay’ın son yürütmeyi durdurma kararıyla da yeni bir seyre girdi. Murat Öztürk gökyüzünden çektiği fotoğraflarla bu haberin ortaya çıkmasında, belgelenmesinde büyük rol oynadı.
Milliyet’in savrulmayan çizgisi
Bu ödüller kuşkusuz önemli… Bize moral veriyor… Ama bir gazetenin başarısını yalnızca ödüllerle ölçmek doğru olmayabilir.
Asıl önem taşıyan , okurlarımızın ve en büyük jürinin, yani kamuoyu jürisinin övgüsüne mazhar olabilmektir. Bizi en çok sevindiren, basınla ilgili yürütülen tartışmalarda Milliyet’in savrulmayan çizgisiyle genellikle bu tartışmaların dışında tutulmasıdır.
Biraz önce Milliyet’in Türk basını ve Türkiye için oynaması gereken ve oynadığı rolden söz ettim. Tabii, bu rol ülkenin içinde bulunduğu konjonktürden, ülkenin gündemini meşgul eden konulardan, sorunlardan, tartışma konularından çok bağımsız olamaz.
Ülke bir kutuplaşma yaşıyorsa bir gazete ister istemez bu kutuplaşmaya tanıklık etmek, bu kutuplaşmayı haberleştirmek durumunda.
Toplum kendi içinde bir ayrışmaya gidiyorsa, o gazete bu ayrışmaya tanıklık etmek, bunun öyküsünü de yazmak durumunda.
Bugün her iki yönelişin de ülke gündemini kapladığını teslim etmemiz gerekiyor.
Tabii bunları haberleştirirken, aynı zamanda kendi kimliğimize uygun bir duruş sergilemek, tavrımızı da ortaya koymak durumundayız.
Kapatma davası demokrasiyi sakatlar
Ülkemiz maalesef yeniden bir türbülans döneminden geçiyor… Bir tarafta sandıktan oyların yüzde 47’sini alarak çıkmış iktidar partisi hakkında açılmış bir kapatma davası var…
Biz Milliyet olarak yayımladığımız başyazılarla siyasi partilerin kapatılmasına sıcak bakmadığımızı, bunun demokrasimizi sakatlayacağını , Türkiye’nin siyasi ve ekonomik istikrarını, ülkemizin dış dünyadaki görüntüsünü olumsuz yönde etkileyeceğini vurguladık.
Bu yılın ikinci yarısına baktığımızda doğrusu önümüzü pek göremiyoruz…
Laiklik endişeleri
Diğer yandan, toplumun özellikle büyük kentlerde yaşayan kesimlerinde laiklikle ilgili ciddi tedirginliklerin bulunduğunu, bu tedirginlikleri haklı çıkartan pek çok gelişmenin yaşandığını da görüyoruz… Milliyet bu konuda duyarlı ve dikkatli yayın çizgisini sürdürmeye devam edecektir.
Kutuplaşma dönemleri toplumda, değerlerin , ölçülerin birbirine karıştığı , kimin hangi değeri savunduğu hususunda paradoksların ortaya çıkabildiği son derece karmaşık bir tablo da yaratabiliyor.
O zaman, bu karmaşık tabloda her şeyi yerli yerine oturtmak, her şeyi tek tek doğru perspektif içine yerleştirmek gerekiyor. Burada da Milliyet’e büyük görev düşüyor.
Bu tür türbülans dönemlerinde en doğru çıkış stratejisi gazetecilik değerlerinize ve ilkelerinize sıkı sıkıya bağlanmak olmalıdır.
Demokrasi ve laiklik birbirini tamamlar
Burada Milliyet olarak kerteriz aldığımız iki önemli değer söz konusudur. Bunlar demokrasi ve laik cumhuriyettir.
Demokrasi çıtasının yükseltilmesini desteklerken, cumhuriyet değerlerine, laikliğe de kuvvetle sahip çıkacağız…
Demokrasi ve cumhuriyeti, birbiri pahasına olan kavramlar olarak görmüyoruz, bunlar birbirini tamamlayan, ancak birlikte var olabilecek, birlikte oldukları zaman anlam taşıyan kavramlardır. . Biri diğerine tercih edilemez, diğerinin üstünde de tutulamaz… Demokrasinin sürdürülebilmesi ancak laiklikle mümkündür. Demokrasiyle tamamlanmayan bir laikliğin de anlamı yoktur.
Milliyet, bu ikisinin iç içeliğini savunan çizgisiyle aslında bu kargaşa dönemlerinde Türk basını için önemli bir sigorta işlevi görüyor…
Milliyet olarak aynı zamanda Avrupa Birliği’ne tam üyelik hedefine odaklanmamız gerektiğine inanıyoruz. Kendi içimize kapanmadan, dünyadan kopmadan, AB ile görüş ayrılıklarına düşsek de, bu görüş ayrılıklarını tartışarak aşmaya çalışarak, ama ön önemlisi bu perspektifi kaybetmeden yolumuza devam edeceğiz…
Basının görevi hükümetleri denetlemektir
Son bir nokta da basındaki tartışmalarla ilgili…
Bir genel yayın yönetmeni olarak basında gördüğüm ilginç ve yeni bir duruma dikkat çekmekten kendimi alıkoyamıyorum. 33 yıldır gazeteciliğin içindeyim. Hiçbir zaman Türk basınında hükümete verilen desteğin, basının bu kadar geniş bir kesimine yayıldığına tanıklık etmedim.
Basının temel görevi, iktidarları, güç odaklarını, toplum adına sorgulamak, denetlemektir. Basının eleştiri hakkından, sorgulama hakkından feragat etmesi sağlıklı bir demokrasinin gereklerine, toplumun çıkarlarına ters bir durumdur…
Demokrasinin üzerine oturduğu saçayaklarından birinin boşlukta kalması, bunun üzerinde kurulan yapının, yani burada demokrasinin de sakatlanmasına yol açar…
Bu durum, Türk basınında objektiflikten vazgeçmeden sorumlu bir şekilde bu denetim görevinin yerine getirilmesinde Milliyet’e önemli bir görev yüklüyor.
Hükümet ve güç odaklarına karşı mesafe gereği
Gazeteler ancak demokrasilerin sağladığı özgürlük ortamlarında nefes alıp yaşayabilirler… Bizim oksijenimiz demokrasidir.
Gazeteciliğin var olabilmesinin temel şartı da özgür haberciliktir, bunun için basının, gazetelerin hükümetler karşısında , güç odakları karşısında bağımsızlığını, mesafelerini koruyabilmeleri olmazsa olmazdır.
Olağanüstü rejim uygulamaları düşündürücü
Ne yazık ki, Türkiye’de eleştirel seslere tahammülsüzlüğün doruklara çıktığı bir dönemden geçiyoruz.
Ancak olağanüstü rejim dönemlerinde karşılaştığımız ve artık geride kaldığını zannettiğimiz bazı antidemokratik uygulamaların 2008 yılında basını hedef alması düşündürücü bir tablodur.
Gazetecilerin, yazarların sabaha karşı evlerinden alınıp götürülmeleri, özel hayatlarının sorgulanmasını kabullenemeyiz. Bunlar AB’ye tam üyelik hedefinde yol alan bir ülkeye yakışan görüntüler değildir. Bugün kendi camiamızda gazeteciler olarak kendi aramızda telefonda konuşmaya çekiniyoruz.
Hükümetler farklı seslere
Tahammüllü olmak zorunda
Demokratlık herşeyden önce demokrasi kültürünü özümsemek, bu çerçevede farklı görüşlere tahammül etmekten geçiyor; farklı görüşleri susturmaya, bastırmaya , ortadan kaldırmaya çalışmaktan değil….
Türkiye Avrupa Birliği’ne tam üyelik sürecinde yol alacaksa, hükümetler de kendileri gibi düşünmeyen gazetelerle, gazetecilerle bir arada yaşamayı, onlara tahammüllü olmayı öğrenmek durumundalar.
Avrupalı olmanın yolu önce demokrasi kültürünü özümsemekten , içselleştirmekten geçiyor.
Basındaki yöneliş ne olursa , Milliyet sorgulama alışkanlığından, eleştiri hakkından feragat etmeden, ilkeleri doğrultusunda çizgisinden savrulmadan yolunda gitmeye devam edecek.
58 yıllık çizgimiz, geleneğimiz
Bu görevi bize yüklüyor.
İyi ki Milliyet var…
Beni dinlediğiniz için hepinize teşekkür ediyorum…
12 May 2008




