Önceki gün ABD’nin en etkili gazetelerinden Washington Post’un dış haber editörü David Hoffman ile bir randevum vardı. Şehrin göbeğinde yer alan binaya gittiğimde beni Hoffman’ın sekreteri karşıladı.
Birlikte yazı işlerinin bulunduğu kata çıktık. İçeri girdiğimde uçsuz bucaksız masalar ve yüzlerce gazeteci gördüm. Ve gördüklerim WP’de çalışanların yalnızca üçte biriydi. Meğer editör ve muhabirlerin bulunduğu üç kat varmış!
WP’de hâlâ hakkını vererek gazetecilik yapılıyor. Bunu görmek bile insanın mesleğe olan inancını artırıyor. Evet Türkiye’de çok kısıtlı şartlarda, her işi kotarmaya, ‘en hızlı ve en flaş’ olmaya çalışıyoruz ama detaylı ve uzman gazetecilik Batı dünyasında hâlâ prim yapıyor. Örneğin Washington Post’ta yalnızca dış haber masasında içeride 25 kişi çalışıyor. Gazetenin dış temsilcilerinin sayısı 30’u geçiyor ve bir gazeteciye en ufak bir haberi yazdırmadan önce onu aylar süren bir test sürecinden geçiriyorlar.
Hoffman’la ABD’deki gazeteciliğin püf noktaları üzerine konuştuk. Bu noktaların en dikkat çekici olanı, yorum ve haberin birbirinden kesin kurallarla ayrılmış olması. Yorum bölümleri ile haber bölümlerinin editörleri de gazetede kapladıkları yer de birbirinden tamamen ayrı. Bizdeki gibi ‘bir haberin yanına bir de köşe yazısı attırayım’ kavramı yok yani.
Haber ve yorumun en azından görselde ayrılmasını bizde Zaman gazetesi yapıyor bir tek. Ama bence gazeteler sayfa düzenlerini bu konuda yeniden gözden geçirmeli. Tarafsızlık açısından (her ne kadar bizim gazeteler için ütopik bir kavram olsa da) iki alanın birbirine temas etmemesi gerekiyor.
Kötü haber
Sİze kötü bir haberim var: Dünya bizim etrafımızda dönmüyor. Hatta sanırım biz onun etrafında fır dönüyor, koordinatımızı da bu yüzden şaşırıyoruz. Nereden mi çıktı?
WP’nin dış haber editörü Hoffman’la görüşmeye gittiğim gün tesadüfen Ali Babacan’ın Washington’a geldiği gündü. Ortadoğu’daki gelişmelere Washington Post’un yaklaşımı üzerine konuşuyorduk ki ben ‘bizim Dışişleri Bakanı bugün geldi, biliyorsunuzdur. Üstelik Türkiye kritik bir dönemden geçiyor. Yaklaşımınız nasıl bu ziyarete?’ diye sordum. Ancak soruyu sorar sormaz karşımdakinin yüzü değişmeye başladı. Önce kaşlar kalktı sonra da yüzüne ukala bir gülümseme yayıldı. Ardından şöyle dedi: Biliyor musun bu şehre her gün kaç bakan gelip gidiyor? Bizim bu ziyaretleri haber yapmamız söz konusu değil. WP global olaylara bakıyor.
Bu cevap üzerine kendimi kırıntılar peşinde koşturan karınca gibi hissettim. Gözümün önüne bizim manşetler geldi. Sanki bütün dünya bizimle birlikte o ziyaretle meşgul havasında atılan manşetler. Oysa ortada tamamen platonik bir durum var. Ve bu durum bizi labirentte kendi etrafında dönen fare durumuna düşürüyor. Komik oluyor!
New York Times’taki ilan
Çarşamba günü Paris Kürt Enstitüsü, New York Times gazetesine tam sayfa bir ilan verdi. Yüzlerce Kürt aydınının imzasının bulunduğu ilanda Kürtler’in etnik kimliklerinin tanınması talebi vardı. Bu ilan Washington’da çok konuşuldu.
Dışişleri Bakanı Babacan tam da bu ilanın çıktığı gün Washington’daydı ve şehrin önde gelen otellerinden Williard’da TUSCON’un düzenlediği öğle yemeğinde bir konuşma yaptı.
Yemeğe katılan Amerikalı diplomatlar, Türkiye uzmanları ve gazeteciler Türkler’e hep aynı soruyu yöneltiyorlardı: Böyle bir ilan neden şimdi çıktı? Bu ilanı neden Paris verdi? Başbakan’ın son Diyarbakır ziyaretinin ardından çıkması ne anlama geliyor?
Böyle bir gündem maddesinin olduğu gün çıkıp konuşma yapan Dışişleri Bakanı’ndan bu ilana değinmesini beklerdim. Ama o onun yerine yatırım alanındaki başarılardan bahsetti. Bir de Kıbrıs ile ilgili gelen soruları yanıtladı…
Nagehan Alçı - Akşam
http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=120257,10,194
Yorum göndermek için Giriş yapmalısınız.