Ertuğ Yaşar - Bilgin Gökberk, Milliyet gazetesi spor yazarı. Yorumlarını dinlediğim; yazılarını okuduğum bir spor yorumcusu. Köşesini başlığı gibi, bir parça “köyün delisi”. Ama belki de keyifli tarafı da zaten o “deliliğinde”.
Mutlu Tönbekici, 7 yıl “Tuğçe Baran” takma adı ile her yazısını çok keyifle okuduğum; 2 ay önce Tuğçe’yi öldürerek ortaya çıkan Vatan gazetesi köşe yazarı. Soyadı ile takıntısı olan, Tuğçe öldükten sonra da bir türlü eski formunu (bana göre) yakalayamamış yazarımız.
İşte bu iki aslında birbirinden ilgisiz gazeteci, geçen hafta bir “gazeteci etiği” ve “avantadan lavanta basın gezileri” konusunda tartışmaya girdiler. Konu, Euro 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası nedeni ile bazı sponsor firmaların, Türk basınının önde gelen gazetecilerini İsviçre’ye Türkiye maçlarını seyretmeye götürmeleri idi.
Ben gazeteci değilim, sadece köşe yazarıyım (gazetecilik eğitim gerektiren bir iştir ve benim asıl işim, işadamlığı ve profesyonel şirket yöneticiliğidir). O nedenle gazeteci olarak bu konuda bir görüş öne süremem. Ama asıl şapkam ile, yani iş adamı ve şirket yöneticisi şapkam ile, konunun öbür yanındaki kişi de olsam, görüş bildirmem gerektiğini düşünüyorum.
Ben de bir şirket yöneticisi olarak, yönettiğim şirket ya da yönetiminde olduğum iş örgütleri/dernekleri adına, gazetecileri basın yolculuklarına çağırdım. Ne yazık ki bu yolculukların bazıları da fazlası ile turistik idi ve pek de haber değeri yoktu.
Bu nedenle çok iyi biliyorum ki iki tarafta da, yani hem bizim işadamları ve yöneticiler tarafında, hem de gazeteciler tarafında, iş ahlakı ve etiği kuralına uymayan “patlak” kişiler ne yazık ki bulunmaktadır.
Yani biz işadamları ve şirket yöneticileri, avantadan lavanta geziler ve yemekler ile gazetecilere haber değeri olmayan konuları yazdırabileceğimizi düşünüyoruz; gazeteciler de bu tür haberleri yaparak bir sonraki etkinliğe katılmayı garantileyeceklerini düşünüyor…
Mutlu hanım üzülecek ama, ben tanıdığım kadarı ile onun gibi birisinin, “basın gezisi” adı altında İsviçre’ye maça gitmesini kabul etmiyorum. Doğal olarak onu, adı geçen basın gezisine çağıran halkla ilişkiler şirketini ve masrafları karşılayan sponsor şirketinin yöneticilerini de kınıyorum.
Çünkü Mutlu hanım, bildiğim kadarı ile bir spor ya da futbol tutkunu değildir. Belki de yaşamında hiçbir maça gitmemiştir; televizyondan bile maç izlememiştir. Hatta futboldan sıkılıyor bile olabilir.
Sizce böyle birinin, “basın gezisi” adı altında, bir futbol maçına gitmeyi kabul etmesi ne kadar doğrudur ?
Dünyanın her yerinde basın gezisi vardır ve olacaktır. Ama o geziye, konu ile ilgili uzman gazetecileri götürmek asıl değil midir ? Yoksa bu ülkede adı her “gazeteci” ve “köşe yazarı” olan kişi, kendini her konuda uzman mı saymaktadır ? Benim Deniz Gökçe’den duyduğum, “Türkiye hiçbir konuda uzman olmayan, ama her konuda görüşü olan kişiler ülkesidir” deyişi, gazeteciler için de tamamen doğru mudur ?
Yani eğer örneğin Ülker firması Rusya’da bir fabrika açıyorsa bu çok önemli bir haberdir ve çağrılı olan her gazeteci ve köşe yazarının o geziye gitmesi doğrudur. Bu türlü bir basın gezisini, masrafını kim öderse ödesin, hiç eleştirmem. Orada yapılan haberleri de dikkatle okurum.
Ama Ülker, Coca Cola, ya da Turkcell gibi dünya ya da Türkiye devi firmaların (daha başkaları da olabilir, ben sadece bu adları basından okudum), Türk Ulusal Takımı’nın sponsoru oldukları için, önlerine gelen her gazeteci ve köşe yazarını İsviçre’ye maça götürmeleri doğru değildir.
Bilgin Gökberk sayesinde başlayan bu tartışmayı gazetecilerden ziyade biz işadamları ve şirket yöneticileri de kendi aramızda yapmalıyız değil mi?
Kaynak: Referans
18 June 2008




