Alternatif tarihin peşinde bir gazeteci

Medya2020

HALUK ŞAHİN - Son iki haftadır Türkiye bir Amerikan gazetecisini konuşuyor: Robert L. Pollock. The Wall Street Journal gazetesinde Türkiye hakkında ‘Avrupa’nın Hasta Adamı-Yeniden’ başlıklı çok ağır yazıyı yazan adam. ABD Savunma Bakanı Feith ile Ankara’ya gelmiş. Amerikan devletinin içinden konuşuyor. Söylediklerinin hükümetin görüşü olduğunu kabul ediyor. Gazeteciliği başka amaçlara alet ediyor. Bir çeşit kurye ya da tetikçi.
Pollock örneğine bakıp Amerikan gazeteciliği denen kurumu defterinizden silebilirsiniz. Neyse ki Amerikan gazeteciliği Pollock’tan ya da 11 Eylül’den sonra epey artan onun gibilerden ibaret değil. Başkaları da var. Diplomatik bir dipnotu olarak unutulup gidecek olan Pollock’tan çok daha ünlü, çok daha iz bırakmış başkaları. Tam otuz beş yıldır Amerikan basın gündeminin en önünde olan ve son günlerde Emir Komuta Zinciri adlı kitabı dilimize çevrilmiş olan Seymour Hersh bunlardan biri.
Hersh, kökleri ‘Muckraker’larda, yani 20. yüzyılın başında ün yapmış, sosyal vicdan sahibi muhabirlerde olan ’soruşturmacı’ gazetecilerden. Bunlar güç odaklarının bilinmesini arzu etmedikleri acı gerçekleri sistematik bir araştırma ile ortaya çıkarmayı temel uğraşları sayıyorlardı. Başkaları ne derse desin, politikacılar ve vurguncular onlar için ne yaparsa yapsın, bıkmadan usanmadan ‘gerçek peşinde’ koştular. Pollock gibiler değil, onlar Amerikan gazetecilik geleneğinin en has temsilcileri sayıldılar. Eminim, yarın da öyle sayılacaklar.
Şundan: Amerikan gazeteciliğinin köklü mesleki mitoslarından birisi ‘karşıtlık ilişkisi’ (adversary relationship) dedikleri kavramdır. Buna göre siyaset kurumu ile ve özellikle siyasal iktidar ile gazetecilik kurumu arasında husumete kadar varabilen bir antipati vardır. Gazeteciler iktidarın insanları yoldan çıkarttığına inandıkları için politikacı milletini şüpheyle gözler, amansızca izlerler. Kamu adına bir çeşit ‘bekçi köpekliği’ (watchdog journalism) yaparlar. Sloganları ‘Yakalarsam yayımlarım!’dır. Bu onların asal görevidir ve demokrasilerde olması gereken de zaten budur.
Bu inancın meslek ideolojisinin mitoslarından biri olduğunu söyledim. Mitosları güçlü kılan şey bazı insanların onları doğru kabul edip ona göre yaşamasıdır. Gazetecilik kariyerinde doruğa otuz beş yıl önce Vietnam’daki My Lai katliamını ortaya çıkararak çok genç yaşta ulaşan Seymour Hersh böyle bir örnek. Hemen tüm hayatını Amerikan başkenti Washington’un, ama özellikle CIA’nin ve Savunma Bakanlığı ya da Pentagon’un kirli çamaşırlarını gözlemek, izlemek ve ortaya dökmekle geçirmiş. Hakkında bin bir şey söylenmiş, dışlanması ve etkisizleşmesi için çok şey yapılmış, ama Emir Komuta Zinciri ile bir kez daha kanıtladığı üzere, susturulamamış.
Bugün Amerika’da soruşturmacı gazetecilikten söz edildiğinde akla gelen iki isim var: Seymour Hersh ve Bob Woodward. Malum, Woodward, Watergate skandalını ortaya çıkaran ikilinin kısa saçlısı (ötekisi Carl Bernstein). Bush’un Afganistan ve Irak savaşları hakkında yazdığı kitaplar dilimize de çevrildi. Hersh ile aralarındaki rekabet Watergate yıllarına kadar gidiyor. Watergate skandalı sırasında Washington Post’un arkasından nal toplamayı içine sindiremeyen New York Times, My Lai haberleriyle Pülitzer Ödülü’nü alan Hersh’ten çok şeyler beklemiş, fakat tam olarak elde edememişti…
Woodward ile Hersh’ün bugünkü konumları çok farklı. Woodward artık iktidarın bir çeşit ‘vak’anüvis’i (zamanın olaylarını kayıtla görevli resmi devlet tarihçisi) sayılıyor. Bush, Rice, Rumsfeld gibileriyle uzun görüşmeler yapıyor, söylediklerini yazıyor, ama onları eskisi gibi sorgulamıyor. Yetmişine merdiven dayamış olan Hersh ise hâlâ ‘karşıt’, hâlâ ‘asıl gerçeğin’ ya da ‘alternatif tarih’in peşinde. Bu yüzden Woodward’ın resmi kaynakları tarafından sevilmiyor. George W. Bush, Pakistan Devlet Başkanı Pervez Müşerref’e görüşünü açıkca söylemiş: “Hersh yalancının tekidir.” Karanlıklar Prensi diye de bilinen ve adı yolsuzluklara karışan Richard Perle ise “Hersh Amerikan basınında teröriste en yakın şeydir” demiş.
Hersh’ün her söylediği doğru çıkmasa da, doğruluk ortalamasının yüksek olduğunu pek çok kimse kabul ediyor. Bunun nedeni, Hersh’ün hem Pentagon hem de CIA içinde çok sağlam kaynaklarının olması. Hersh uzun yılların deneyimi içinde onların güvenini kazanmış. Kendi görüşleri solda sayılsa da, bunların çoğunun ‘namuslu sağcılar’ olduğunu söylüyor. Amerikan kurumlarının yozlaştırılmasına karşı çıkan, yaptıkları işi önemseyen, siyasetçilerin ve fırsatçılan şımarıklıklarına dayanamayan idealist memurlar…
Bu kitapta da görüleceği üzere, Hersh kaynaklarını açıklamıyor.
‘Açıklanmamış kaynaklar’ soruşturmacı gazeteciliğin en zayıf halkalarından birisidir. Ancak, Hersh’ün bir süredir makalelerini verdiği New Yorker dergisi tüm olguların ikinci, üçüncü mülakatlarla doğrulandığını belirtiyor. Zaten artık olgunluk çağının meyvelerini veren Hersh şöhretini korumak için çok titiz davranmak zorunda. ‘Karşı’sında koskoca bir hükümet var.
Hersh’ün Ebu Gureyb hapihanesindeki işkence fotoğraflarının ardındaki sıcak tarihi ayrıntılarıyla anlatan kitabı, Pollock gibilerine bakıp gazetecilik mesleğinin geleceği konusunda karamsarlığa düşenlere ilaç gibi gelecektir.

Radikal

01 May 2008

Sıradaki Yazılar:

Etiket: , ,


Görüşünüz?

Yorum için giriş yapmanız gerekiyor.

Konu | Akademik

fotoLENS

Loading...

manşetler

FotoLENS

001.jpg 005.jpg 010.jpg 013.jpg 005.jpg time_8.jpg 008.jpg 014.jpg 012.jpg 014.jpg