İKİ ALTERNATİF MEDYA ÖRNEĞİ: “SANAL ORTAM GÜNLÜKLERİ” VE “WİKİ”LER
YARD. DOÇ. DR. HÜSEYİN KÖSE
Dünyanın birçok yerinde faaliyet gösteren Internet gazeteciliğinin genelde “haber eleştirisi” ilkesine göre işlev görmesinden de hareketle diyebiliriz ki, bağımsız haber siteleri yalnızca egemen medyanın sunduğu hakikat tanımlamalarını eleştirel açıdan yeniden gözden geçirmekle yetinmezler, aynı zamanda önemli bazı demokratik ve alternatif açılımlar da sunarlar.
Fouilhoux’un da dediği gibi, “bağımsız haber siteleri, uluslararası gazetelerin sahip olamadıkları kadar büyük bir dürüstlüğe sahip, bağlanımcı (angaje) basın ve habercilik anlayışına girişe de olanak sunarlar.”[1]
Fouilhoux’un görüşüne göre, haber siteleri ve özellikle Internet, temsil ettikleri alternatif medya nitelikleriyle, salt enformasyonun farklı sunulmasının da ötesinde önemli bir amaca hizmet etmektedirler. Bu yeni medyaların en önemli özelliği, öncelikle, egemen / küresel medyanın kaçınılmaz biçimde tabi olduğu ticari voyörizm ve reklamcılıkla gizli anlaşma yapmayı reddetmeleridir. Fouilhoux’a göre, yine bu önemli özgün niteliklerinden dolayıdır ki, “bütün bir Irak Savaşı boyunca, Amerikan halkı bile, kitlesel olarak yabancı gazetelerle eleştiri sitelerini takip etme gereği duymuştur.” [2]
Başta Internet olmak üzere, sanal âlemden yayın yapan yeni eleştirel haber siteleri, zaman ve mekân farklılıklarını ortadan kaldırarak sağladıkları geniş çaplı iletişimsel bütünleşmeyle, hızlı küresel içerik akışlarının neden olduğu “yersiz yurtsuzlaştırmaya” karşı farklı kimliklere yeni aidiyet biçimleri kazandırmaktadırlar. Bu konuda Arjun Appadurai tarafından geliştirilmiş olan “mediascape” kavramı, söz konusu küresel hareketlilik karşısında kültürel kimliklere ve kimlik siyaseti temelli aidiyetlere ilişkin operasyonel bir niteliği açığa vurmaktadır. Diasporik ve yersiz yurtsuzlaşmış yığınların hızla çoğalması ve düşünsel göçebelik deneyimini analiz eden Appadurai, aşırı akışkan küresel enformasyon hareketliliğiyle elektronik medyaların eşzamanlı gelişiminin ulusal politika ve kültürlerin özdeksel bir kavramsallaştırılmasına karşıt olan yeni sanal aidiyet biçimleri yaratımını mümkün kıldığını belirtmektedir. [3]
Anti-hegemonyacı, neo-liberalizm ve uzmanlık karşıtı haber sitelerinin sundukları kolektif “eylem repertuarı”na karşı da Appadurai oldukça övgü dolu şeyler söylemektedir. Appadurai, Bombay’ın “gri pazaryerlerini” betimlerken, Internet’ten ve net kullanıcılarından “sürgünde olmayı peşinen kabullenmiş medya militanları” şeklinde söz etmektedir. [4]
Bu yeni iletişim teknolojisinin sağladığı alternatif olanaklardan biri de Internet yoluyla eğitim alanında göze çarpmaktadır. Neredeyse, öğretmen öğrenci ilişkisinde öğretmenin yerini alan bir büro bilgisayarıyla artık her alanda bilgi toplamak ve eğitici etkinliklerde bulunmak mümkündür. Internet, eğitim CD’lerinden, belli mesleklerin ve becerilerin öğrenilmesine ilişkin simülasyon programlarına kadar pek çok öğretim tekniğinin vazgeçilmez sanal mekanıdır. Teknoloji destekli eğitim sayesinde, çok kısa sürede ve daha az maliyetle geleneksel eğitim yöntemlerinin ve mesleki formasyonların edinilmesinin mümkün kılınması, Internet’in en son harikalarındandır. Yine bu sayede, artık öğrencilerin “sanal ortamlar”, “zekâ oyunları” ve “akıl hocası ağlar” yardımıyla öğrenme süreçlerine katıldıkları, dahası artık kişisel olarak okula gereksinme duymadıkları gibi, öğretmenlere de ihtiyaç duymadıklarını iddia edenler vardır. Tüm bu yönleriyle Internet, böyle düşünenlere göre, bir “süpermedya”dır.[5] Elbette bu iddiaların geçerlilik derecesi ve özünde öğretmen-öğrenci karşılıklı ilişkisine ve etkileşimine dayalı eğitim anlayışının geleneksel “sıcaklığı” açısından taşıdığı sakıncaların tartışılabilirliğini saklı tutmak koşuluyla.
Internet’in ticari açıdan sunduğu olanaklar da, bu aracın günümüzün yeni merkantilist düşünce pazarını oluşturduğu şeklindeki görüşlerle örtüşmektedir. Bu konuda Eric S. Raymond’un yaptığı saptamalar oldukça açıklayıcıdır. Raymond, Internet’in -çoğu ticari amaçlarla olmak kaydıyla- kullanımıyla birlikte yaygınlaşan başlıca beş mitin varlığına işaret etmekte ve şunları yazmaktadır: “Internet’in yaygınlaşması oldukça popüler hale gelen bazı mitleri de yaygınlaştırmıştır beraberinde. ‘Mükemmel Beşler’ olarak da anılan bu mitler, gerçekte yeni medyanın bir uzantısıdır.”[6] Raymond’un sözünü ettiği mitleri kısaca şu şekilde sıralamak mümkündür:
· Ticari işletmeler tarafından Internet kullanımının yaygınlaşması,
· Internet’in eğlence içerikli enformasyon alanında kullanılması,
· Siber-cehalet probleminin tek tek kişilerle ilgilenilerek çözümlenmesi,
· Online mağazalar yoluyla para kazanmanın yaygınlaşması,
· Internet gazeteciliğinin yaygınlaşması.[7]
Gerçekten de söz konusu Internet kullanım yaygınlığının özellikle ticari etkinlikler alanındaki uzantıları dikkat çekici boyutlardadır. Sözgelimi bu sayede: “Banner reklâmcılık diye adlandırılan ve popüler web sitelerinin özellikle giriş sayfalarına yerleştirilen grafik-animasyonlu reklâm, kolay ve sürekli bir şekilde güncellenebilmektedir. Ürünün online satışının yapılabildiği ve ürün hakkındaki diğer ayrıntıların verildiği ana siteye ‘link’ verilerek ‘müşterinin’ yönlendirilebilmesi, reklamcının ve reklam verenlerin bu yeni reklam mecrasına giderek daha fazla ilgi duymalarına neden olmaktadır.”[8] Bu ve benzeri gelişmeler için sunduğu yeni olanaklarla Internet’in e-pazarlama (e-marketing) şeklinde tanımlanan yeni bir elektronik ekonomi alanının doğuşunu hızlandırdığı da, yine savunulan görüşler arasındadır.
Öte yandan, Internet’in tüm bu olumlu katkılarının yanı sıra, bir enformasyon aşırılığı ve belirsizlikler ortamı olarak içerdiği sorunlar da bir başka ciddi olumsuzluğu açığa vurmaktadır, denebilir. Nitekim herhangi birisi, herhangi bir web sitesinde bir araştırma yaptığında, göze çarpan başlıca problem, aşırı enformasyon bolluğunu simgeleyen bir belgeler yığını ile karşı karşıya kalmasıdır. Bu, gerçekten de aranan asıl şeyin bulunabilmesi anlamında ciddi bir sorundur. Bu anlamda, bilgiye erişebilme özgürlüğü, tamamıyla kaotik bir özgürlükler alanı, ya da daha iyisi, bir “özgürlüksüzlükler” alanıdır. Web dünyası aynı zamanda içerdiği zenginlikler oranında kaotik bir evrendir. Yine bu çerçevede bir başka sorun, Internet ortamında yayımlanan etik dışı enformasyonlara ilişkin hiçbir etkili hukuki yaptırımın uygulanamamasıdır. Sanal kimlikler, bir ölçüde akışkan ve kaygan kimlikler olduğundan, bu kimliklere ait sesler de buharlaşıp gitmesi en kolay olan seslerdir. Yukarıda sözünü ettiğimiz “gizlenmiş kimlikler”in pozisyonu da tastamam budur. Şu halde yeni olanaklar, beraberinde yeni kaygıları da getirmektedir. Tarihsel açıdan Internet ile birlikte başlayan iletişim döneminin “yeni bir rönesans çağı” olduğunu düşünenlerin sayısı hiç de azımsanacak düzeyde olmamakla birlikte, bu kişilerin çoğu, yine anlamlı bazı kaygıları dile getirmekten de geri durmamaktadırlar. Nitekim özünde bu yeni teknolojiye karşı olumlu düşünceler beslemekle birlikte, söz konusu ortama eleştirel bakanlardan biri de bilgi otoyolları konusunda dikkate değer bir uzman olan Michel Cartier’tir. Cartier, RND (Revue de Notre Dame) dergisinin Ağustos 1998 tarihinde kendisiyle yaptığı bir söyleşide bu yeni iletişim teknolojisi konusunda pek çok yanlış anlamadan söz ederek, bu aracın içerdiği sakıncalar hakkında şunları söylemektedir: “İlk olarak, insanlar ortalıkta çok sayıda enformasyon olduğunu sanıyorlar. Oysa bu bir yanılgıdır. Ben Internet üzerinde 320 milyon* sayfalık veri bulunduğunu düşünüyorum; ama bu bilgilerin birçoğu sağlam ve güvenilir değil. Dahası, Internet ortamında bilgilerin güvenilir olduğunu hiç kimse garanti edemez. Artık ağlar üzerinde sörf yapmak da çok kolay değil. Burada yer alan enformasyon, tıpkı kitapların ilk icat edildikleri yıllarda olduğu kadar kötü biçimde organize edilmiş durumda. Bu çağda ne sayfalama ve numaralandırma, ne de oran hesaplamaları var. Şu halde, ‘tipografi yasası’ olarak adlandırılan şeyi yeniden oluşturmamız gerekiyor.”[9]
Yazılı kültürün en parlak dönemlerinin ürünü olan böyle bir yasanın – düzenleyici / denetleyici bir mekanizma olarak- hayata geçirilmesi gerçekten de zor görünmektedir. Günümüzde internaut’ları (Internet kullanıcılarını ya da Aydın Uğur’un deyişiyle “netperestler”i[10]) sınırlamaya dönük girişimlerde bulunan sitelerin mutfağındaki çok yetenekli webmaster’ların varlığına rağmen, bunu başarmak mümkün olamamaktadır. Şunu da belirtmek gerekir ki, elektronik iletişim medyası olarak Internet kültürü, henüz emekleme aşamasındadır; bu yüzden de Atabek’in dediği gibi, “Internet üzerine söyleneceklerin olgun önermeler olma olasılığı çok düşüktür.”[11] Yine aynı nedenden dolayı, Cartier’nin saptamalarını çok da katı bir düzlemde okumamak gerekir. Bugün için, Internet ile ilgili enformasyona duyulan güvensizlik, pekala içerdiği düzensizlikle doğru orantılı bir biçimde, özgür etkileşimin kaos kılığına bürünmüş bir görünümü de olabilir - pandora’nın kutusu da. Çünkü tüm diğer alanlarda olduğu gibi, düşünce ya da enformasyon alanına düzen vermek için getirilen bazı hukuksal ya da siyasal düzenlemeler, gereken dikkat ve özen gösterilmediği takdirde kolayca bir sınırlamaya ya da sansürcü bir denetim uygulamasına dönüşebilmektedir. Kaldı ki, söz konusu düzenlemelerin “ne” amaçla ya da “kimin” adına yapılacağı gibi hususlar da bazı etik sorunlarla birlikte önemli bazı kuşkuları açığa vurabilir. Nitekim vurmaktadır da.
Ancak biz, tüm bu saptamaların ışığı altında cisimleşen sorunları unutmadan, genel olarak Internet konusunu özgür bilgilenme ve haberleşmeye yaptığı ciddi katkılardan dolayı, pandoranın kutusunun esinlediği bir iyimserlikle değerlendirmeye çalışmak niyetindeyiz. Bu yüzden de son yıllarda sanal âlemde filizlenmeye başlayan yeni bazı habercilik biçimleri ve düşünce-tartışma platformları olarak “blog” gazeteciliği (namı diğer “sanal ortam günlükleri”) ile wiki’ler ve “açık yayıncılık” türlerinden kısaca söz etmeye çalışacağız.
Blog Gazeteciliği Ya Da “Sanal Ortam Günlükleri”
Webblog ya da blog gazeteciliği, gündem oluşturmak için hazırlanmış ve dışarıdan katkıda bulunacak kişilere açık olan bireysel gazetecilik sitelerine verilen bir isimdir. “Sanal ortam günlükleri” diye de bilinen Webbloglar, etkileri oldukça geniş alanlarda yankılanan çok sayıda güncel gelişme ve olayın yorumlanarak belgelenmesi işini üstlenmektedirler. Diğer yazılı basılı medyaya göre en büyük avantajları ise, olayları sıcağı sıcağına, neredeyse “gerçek zamanlı” bir biçimde aktarabilme yetenekleridir. Deyim yerindeyse, geleneksel gazetecilerin canlı webcam’lara dönüşmüş yeni bir şeklini simgelemektedirler; bu nedenle de gerek doğrudan tanıklığın sağladığı güç, gerekse hızlılık açısından son derece ciddi işler başarabilmektedirler. Blog’ların bir diğer önemli özelliği de, olay aktarımındaki dinamizm ve sürekli yorumlama yetenekleriyle toplumun belleğini son derece canlı ve taze tutmayı başarabilmeleridir.
Salt habercilik boyutunda değil, aynı zamanda bilgi paylaşımı ve tartışma platformları olarak da her tür konuda webloglara rastlamak mümkündür: din, teknoloji, bilimsel araştırma, tarım, sinema, politika, erotizm, hatta pornografi içerikli olanlarına bile. [12] Tüm bu weblog türleri, herhangi bir konudaki kişisel görüşlerin kolektif platformlara taşınmasına aracı olmaktadır. Büyük ölçüde kabul edildiği gibi, bu yeni iletişim biçiminin öncüsü ve Daily Pundit’in yaratıcısı William Quick adlı bir Internet uzmanıdır. Quick’in weblog sitesi Daily Pundit, dünya olaylarına ilişkin gözlemleriyle önemli bir gündem oluşturmaktadır. Ayrıca, yine Quick’in adlandırdığı şekliyle, tüm bu weblog’lar, bir tür birleşik sanal uzam olarak “Blogosfer”i oluşturmaktadırlar.[13]
Ortak enformasyon sitelerinin yeni bir türü olan weblog’ların sayısının bugün tüm dünyada yaklaşık 1,3 milyondan fazla olduğu tahmin edilmektedir. İlk görülmeye başladıkları 1990’lı yılların sonlarından bu yana gitgide sayıları çoğalan weblog’lar, yine bugün ortak enformasyon siteleri alanında amatörlüğün vardığı en son noktayı temsil etmektedirler. Birçoklarının deyimiyle, bu “satır kenarı gazeteleri” üzerinde etkinlikte bulunan yazarlar (bloggueur’ler), büyük ölçüde yüksek bir gazetecilik duyarlığı ile hareket etmektedirler; yine buralarda, herkes kendi günlük gazetesini çıkarıp, kendi analizlerini ve görüşlerini sunabilmektedir.[14]
Webblog uygulamasının son yıllarda daha da yoğunlaşmasının başlıca nedeni olarak ise, uluslar arası alanda cereyan eden olayların varlığı gösterilmektedir. Tıpkı IRC’nin (Internet Relay Chat), Körfez Savaşı’yla halka mal edilmesi örneğinde olduğu gibi. Dolayısıyla tahmin edilebileceği gibi, weblog’lara karşı duyulan aşırı hayranlığın asıl gelişme gösterdiği olay da 11 Eylül 2001 saldırıları olmuştur. Nitekim Opinion Reason adlı Amerikan magazininde yayımlanan bir yazısında, Virginia Postrel, “Amerikalılar’ın bu felaketten sonra artık kendi meslektaşlarının, komşularının ve tüm dünyanın ne düşünüp ne hissettiğini öğrenme arzusu duymaya başladıklarını” belirtmektedir.[15] Weblog’lar, deyim yerindeyse, Postrel’in sözünü ettiği bu izlenimlere ulaşmanın ideal bir aracını sunmuştur. Bu nedenledir ki, weblog uygulamasının tüm dünyada en fazla gelişme olanağı bulduğu yer de, yine Amerika Birleşik Devletleri olmuştur.
Propaganda işlevleri de asla küçümsenmeyecek boyutlarda olan weblog’lar, daha önce de ifade ettiğimiz gibi, ajite edici bir tartışma platformu sağlamalarından dolayı, Internet uzamındaki etkili bir “medya-karşıtı iktidar biçimi”ni simgelemektedirler. “Pro-weblog” ya da “anti-weblog” olarak da adlandırılan bu tartışma platformları, “gazetecilerin söylemeye cesaret edemediklerini söyleme gücüne sahip” olabildikleri gibi, aynı zamanda “büyük basın organları tarafından taşınan enformasyonun da güncelleştirilmiş başka bir versiyonunu açığa vururlar.”[16] Enformasyon kaynağı anlamında alternatif bir kaynak niteliği taşıyan, kamusal tartışma için gerekli çoğulcu düşüncelerin yeni değişim alanlarını temsil ettiği bu yeni iletişim ortamları, son yıllarda büyük gazeteleri de bu alanlara yöneltmeye başlamıştır. Weblog’lar, özellikle büyük gazete kuruluşlarına yorum ve analizlerini doğrudan yayımlatabilen uzman ve önemli gazetecilere yeni ifade kanalları açmak konusunda büyük olanaklar sunmaktadırlar. Sözgelimi New York Times’ın sitesinde Nobel Ekonomi Ödülü sahibi Paul Krugnan, bu tür olanaklardan yararlananlardan birisidir. ABC News’in sitesinde de, uluslar arası redaksiyon gazetecileri bir weblog oluşturmuşlardır. Bunların dışında, diğer haber siteleri de kendi okuyucularına kendi gazetelerini yapmayı salık vermektedir. Nitekim Salon. com’un durumu tam olarak böyledir. Internet kullanıcılarının birer şifre çözücü ya da kod açıcı olarak işlev gördükleri weblog’ların en önemlileri arasında InstraPundit.com, Blogcritic.org (webloglar’ın eleştirisini yapan bir weblog’dur), Freedmag.com ve Slashdot.com’un isimleri anılabilir.[17] Üstelik bu yeni iletişim olgusuna ilgi duyanlar sadece amatörler ya da büyük gazeteler de değildir; dünyaca tanınmış büyük ticari markalar da etkili pazarlama kampanyaları ve satış destek uygulamalarında önemli bir araç olarak weblog’lardan yararlanmaktadırlar. Tutundurma çalışmalarında bazı büyük markalar zaten tüketicinin gözünde var olan şöhretlerini bu yolla pekiştirme yoluna giderlerken; diğer bazıları da kendilerinden daha çok söz ettirmek amacıyla onlardan yararlanmaktadırlar. Weblog’ların ticari markalar tarafından kullanımına verilebilecek en iyi örnek, ileri teknoloji ürünlerinin tanıtımını amaçlayan Gizmodo. Com adlı weblog sitesidir. Benzeri bir uygulama online reklam pazarında da göze çarpmakla birlikte, bunların en bilinen örnekleri Honor System d’Amazon.com ve Paypage System de PayPal’dir. Son olarak, “bazı ticari firmaların da, -örneğin, kendi ilerleme durumları hakkında ekipleriyle diyalog kurmak amacıyla- kendi proje şeflerine “business weblog”lar kurmalarını tavsiye ettikleri görülmektedir.”[18]
Weblog’larla yakın benzerliğinden dolayı, burada, “açık yayıncılık” (“open publishing” ya da “publication ouverte”) şeklinde adlandırılan bir diğer yeni iletişim biçiminden de söz etmek yerinde olacaktır. Bu uygulamaya Fransa’dan verilebilecek tipik bir örnek Indymedia Paris adlı sitedir. Bu site, Paris Özgürlükçü Alternatif ve Toplumcu ve Özgürlükçü Savunma (OLS-Offensive Libertaire et Socials) Hareketi’nin de yönetimini üstlenmiştir. Kelimenin tam anlamıyla anti-kapitalist olan ve karşı-enformasyonu savunan bu site, 1999’daki “Seattle çarpışması”ndan sonra, gezegenin her köşesine yayılan etkinlikleriyle dikkat çekmektedir.[19] Temel konseptini “açık yayıncılık” olarak belirlemiş olan bu site, pek çok açıdan Internet kullanıcıları için bir buluşma ortamı sağlamaktadır. Burada “açık yayıncılık” kavramıyla kastedilen şey, anonim olarak “okuyucu ve izleyicilere sitenin içeriğini oluşturmalarına ya da yayımlanmış makaleleri yorumlamalarına olanak sağlamasıdır.” Bunlar arasında, merkezi makalelerin yanı sıra, Internet kullanıcılarının yaptığı katkılar ya da bir basın ajansından gönderilen “Pizza Hut Grevde” gibi saf enformasyon değeri içeren haberler ile “Kalıcı Gelişme Miti” gibi düşünce içeren saptamalar bulunmaktadır.”[20] Indymedia Paris sitesi, ayrıca etiğe aykırı olan yazıları –ırkçı, cinsiyetçi, homofobik, v.s.- elemek suretiyle, ifade edilen bu materyalleri yeniden gözden geçirdikten sonra yayına vermektedir. Ne var ki, bu denetimin yapılamadığı durumlarda – özellikle moderatörlerin dinlenmeye çekildikleri gece saatlerinde- bu açık yayıncılık uygulamasının ciddi bir sakıncası vardır: yayın yapma hakkının her kesimden insana açık olması, zaman zaman araya aşırı sağcı düşüncelerin de sızmasına neden olabilmektedir. Öte yandan, açık yayıncılığın bir başka türü olan “ılımlı açık yayıncılık” uygulaması, bu tip zararlı düşüncelerin ifade edilmesini yasaklama yönünde belli bir girişimde bulunmamaktadır ilke olarak. “Burada ifade edilen düşüncelerin niteliği ne olursa olsun, Indymedia ‘sokağın itirazlarının militanca ifade edildiği bir kanal’ olarak işlev görmektedir.” [21] Bu nedenle de ılımlı açık yayıncılık uygulamasının sunduğu nimetler hakkındaki teorik gerekçelerin genellikle üç grup altında toplandığına tanık olunmaktadır: İfade özgürlüğü ve kendi kendini dengeleyen bir enformasyon akışı sistemi.
İlk gerekçeye göre, ılımlılık, a priori olarak ataerkil ve otoriter sansür biçiminin gizli bir türü olarak düşünülür ve buna göre, her görüş kendini rahatça ifade edebilir. Ayrıca, ırkçı, sömürgeci, cinsiyetçi metinlerin buralarda yayımlanması pedagojik bir eğitim işlevi görmektedir. İkinci gerekçeye göre ise, karşıt metinlerin biraradalığı, doğru ve sağlıklı değerlendirmelere zemin hazırlayabilir. Nitekim İslam korkusuna ya da Yahudi düşmanlığına dayalı metinlerin, bir arada sunulması, çoğunlukla doğru bir tartışma ortamı ve bilinçlenmeye olanak sunar, bu sorunlara ilişkin önyargıları dağıtır.[22] Yine açık yayıncılığın serbest olmasını savunanların sığındıkları bu tür gerekçelere göre, birtakım yanılgıların da üstesinden gelinebilir. Sözgelimi, bu anlamda “ırkçı ve homofobi davalarını mahkeme önünde kovuşturmaya izin veren yasaları destekleyebiliriz; ancak, temelde, yasalar tarafından onların yasaklanmalarını ya da düşüncelerin başka düşüncelerle çarpıştığı gerçeğini gözden yitirmemek kaydıyla.”[23] Son olarak, ılımlı açık yayıncılık biçiminin de başlıca iki türünden daha söz etmek mümkündür: “a priori olarak ılımlı” ve “a posteriori olarak ılımlı” açık yayıncılık. İlkinde, göndericinin yolladığı herhangi bir ileti ya da katkı, sıkı bir kontrol süzgecinden geçirildikten sonra yayına verilir. İkinci durumda ise, Internet kullanıcısı, mesajının içeriği ne olursa olsun postalayabilir, mesajı otomatik olarak yayına girer; ancak bir süre sonra moderatörün gözüne tesadüfen çarpması sonucu, sansür edilir. İlkine Samizdat. Net ve Indiymedia Lille 2; ikinci duruma ise, Indymedia sitelerinin büyük çoğunluğu örnek olarak verilebilir.[24]
Gerek blog gazetecilik türü, gerekse açık yayıncılık biçimleri, isteyen herkesin mesajların oluşturulma anına doğrudan doğruya katılımını ve tanıklığını öngörmelerinden dolayı iletişim olgusunu “tabandan gelen” süreçler olarak yeniden yapılandırmaktadırlar. Aynı şekilde, yine tüm bu yeni iletişim ortamları, içerdikleri alternatif düşünce, bilgilenme ve tartışma potansiyelleri nedeniyle, -dikkatli ve rasyonel biçimde kullanılmaları ve kamunun yarar ve çıkarlarını gözetmeleri koşuluyla- önemli bir sivil toplumsal örgütlenmeyi de açığa vurmaktadırlar. Şimdi, ilke olarak aynı olmakla birlikte, işleyiş bakımından weblog’lardan bazı küçük farklılıklar içeren bir diğer iletişim biçimi olan wiki’lere göz atalım kısaca.
Wiki ve Wiki’ler
En kısa tanımlamayla Wiki, “her ziyaretçinin sayfalarını dilediği gibi düzenleyebildiği bir web sitesidir.”[25] Bu tanımlamadan da açıkça anlaşıldığı üzere, wiki, kolektif ve işbirliğine dayalı bir iletişim ortamını ifade etmektedir. Son derece dinamik bir görünüme sahip olan wiki’ler, sanal ortamdaki karşılaşmaların ve görüş alış-verişlerinin yoğun bir şekilde yaşandığı ortamlar olmakla birlikte, belli ve değişmez bir mimari yapıdan yoksundurlar. İlk wiki, 1995 yılında Ward Cunningham tarafından yaratılmıştır; rivayete göre, Cunningham, yarattığı siteye “wiki” ismini verirken, Hawai dilinde “hızlı” anlamına gelen “wiki wiki” sözcüğünden esinlenmiştir.[26]
Yazılı ve görsel belgelerin kolektif üretim ve paylaşıma dayalı bir modelini oluşturan wiki, günümüzde birçok topluluk ya da cemaat tarafından, kolektif bazı tasarılar ve amaçlar üzerinde işbirliği yapmak, eylemde bulunmak ya da enformasyon akışının hızını artırmayı sağlamak için kullanılmaktadır. Bu özellikleriyle wiki’ler, hızlı haberleşmeyi sağladıkları gibi, merkezi olmayan ve dolayısıyla da bir ölçüde denetim dışı kalabilen yeni bir enformasyon havuzunun yaratımına da kaynaklık etmektedirler. Öte yandan, kavram, bir dereceye kadar da “underground” (yeraltı) çağrışımı yaptığından, kurulu düzen karşısında söyleyecek farklı ve daha özgün şeyleri olan kişilerin alternatif bir yayın organı konumundadır. Uygulamada, bir wiki’nin weblog’dan farkı, genel olarak, weblog’un, siteyi kuran bir tek kişinin ya da birkaç kişinin düşüncelerini, yorum, analiz ya da taleplerini dile getirmesine karşılık; wiki’nin “ortak çıkarları ya da felsefeyi paylaşan bir grubun sesini açığa vurması”dır.[27]
Wiki’lerin belli saat ya da mekân sınırlamalarıyla nitelenen tartışma forumlarından farkı da, içeriğinin sürekli olarak ve hızla yenilenebilmeye olanak sunmasıyla ilgilidir. Wiki’lerin içeriğinden ve yapısından kendilerini sorumlu hisseden cemaatler, yaptıkları sürekli güncellemelerle söz konusu iletişim ortamına bir canlılık ve evrimci bir siyasal nitelik katmaktadırlar. Bir wiki için belki de en büyük özellik, düşünce ve tartışma ortamını sürekli olarak etkin ve canlı tutmaya dönük olarak sahip olduğu bu müdahaleye açıklık durumudur. Çünkü bu niteliği sayesinde wiki, pek çok sayıda insanı bir konu ya da sorun etrafında örgütleyebilme yeteneğiyle, oluşturduğu haber gruplarıyla, geleneksel iletişim ve haberleşme biçimlerinden farklı olarak daha fazla işlevsel bir görünüm sunmaktadır. Uzun yıllar weblog uygulamalarıyla ilgilenen ve kendisi de Elanceur.org isimli bir weblog’un kurucusu olan Christophe Ducamp’e göre, “wiki’ler bilgi değiş tokuş sistemleridir. Geleneksel sanal cemaatlerden ziyade, gerçekliğe demirlemiş olan ağ organizasyon araçlarıdır. Wiki’lerin gün geçtikçe içerik yönetim sistemlerine dönüşecekleri tahmin edilmektedir. Ama insanların büyük çoğunluğu tarafından benimsenebilmelerini kolaylaştırmak için, internet kullanıcılarının alışık oldukları biçimlere yaklaştırılmaları da gerekmektedir.” [28]
Ducamp’ın isim babalığı yaptığı Craowiki adlı web sitesi de, özünde bu değişiklikleri yapmaya çalışmaktadır. Craowiki, dünyaca ünlü otuz kadar wiki’den sadece birisidir. Ducamp’ın deyimiyle, “burası, farklı profillerden insanların bir araya geldikleri adeta nitelikli bir çalışma bürosu gibidir.”[29]
“Wiki’lerin babası” sayılan Ward Cunningham’ın kurduğu ilk wiki olan Portland Pattern Repository ise, İngiltere’de faaliyet göstermektedir. Ayrıca bu iki kökensel örnek dışında, isimlerinden sıkça söz ettiren belli başlı wiki siteleri arasında üçünün daha altı çizilebilir: Adminet, Meatball ve Wikipedia.
Adminet; özünde sanal bir frankofon cemaat tasarısı olup, Fransızca kamu hizmetleri ve Fransız kuruluşları üzerine genel bilgiler sunmaktadır. Tüm dünyada, Fransızca dilinin kullanım alanının genişletilmesi ve Fransız düşünce biçimi ve kültürel yaşam tarzının yaygınlaştırılması gibi temel bir amaç doğrultusunda hareket eden site, demokratik ve kalkınmacı bir modernist tasarının gelişmekte olan ülkelere de ihraç edilmesi için çaba harcamaktadır.
Meatball adlı wiki ise, özünde cemaat olgularına ve kültürel çoğulculuk konusuna ağırlık veren bir yayın çizgisi izlemektedir.
Üçüncü olarak herkes tarafından çok yakından tanınan Wikipedia adlı site, pek çok ulusal sitenin de içeriğinin oluşumuna destek verdiği uluslar arası düzeyde hizmet veren özgür bir ansiklopedidir. Wikipedia aynı zamanda dünyanın en büyük bilgi sitesidir. Hemen hemen her konuda bilgilenmek isteyen herkesin aradığını rahatça bulduğu çeşitlilikte ve zenginlikte bir bilgi hazinesidir. Felsefeden edebiyata, sosyolojiden antropolojiye, sanat tarihinden dilbilim konularına kadar pek çok alanda eşsiz enginlikte bir başvuru kaynağı niteliğindeki Wikipedia, daha şimdiden sanal alemdeki bu yeni iletişim biçimlerinin genelini mantalite olarak temsil edebilecek bir fenomene dönüşmüş durumdadır.
Denebilir ki, tüm bu wiki’lerin ortak özelliği, tıpkı Intranet gibi, aynı zamanda dışa hem açık, hem de kapalı olabilmeleridir. Bu özelliğiyle bir wiki, daha önce sözünü ettiğimiz ılımlı açık yayıncılığın iki türünde de geçerli olduğu gibi, ya tamamıyla Internet kullanıcıları tarafından dışarıdan gönderilen mesajların editoryal bir denetim süzgecinden geçtikten sonra yayımlanması ya da moderatörün gözünden kaçmış olsa bile bir süre sonra yeniden denetime tabi tutulduktan sonra yayımlanması veya sansürlenmesi esasına göre işleyen bir yapıya sahiptir.
Özetle, denebilir ki, “dijital âlemin genleşen kamusal alanı” [30] olan ve bu alanın tarihsel olarak yeni ev sahipliğini üstlenmiş görünen Internet, yüzyıllardır demokratik sürece eşit biçimde katılım arzusunu ve özlemini duyan Batı uygarlığının bu arzusunu gerçekleştirmek için türlü çareler aradığı bir dönemde, ele geçirdiği çok önemli bir fırsattır. Internet, tüm bu yeni iletişim biçimlerine ev sahipliği yapmakla, aynı zamanda bireyi her türden merkezi enformasyon sistemine ve özellikle de devlete karşı özgürleştirebilecek bir araç konumundadır. Özünde weblog ve wiki gibi alternatif iletişim ve etkileşim biçimlerini ve haber sitelerini de her şeyden önce bu çerçeve içinde düşünmek gerekmektedir. Bu yeni iletişimsel evrede, artık herkes kendi özgür iletişim ağını kurarak hayal gücünün ve bu gücün etkilerinin menzilini ve sınırlarını istediği gibi belirleyebilecektir.
Kaynakça
APPADURAİ, ARJUN. (2001). Aprés le colonialisme. Les conséquences culturelles de la globalisation, Paris: Editions Payot.
ATABEK, ÜMİT. (2001). İletişim ve Teknoloji, Ankara: Seçkin Yayıncılık.
ATABEK, ÜMIT. (2003). “İletişim Teknolojileri ve Yerel Medya İçin Olanaklar”, Yeni İletişim Teknolojileri ve Medya içinde, Der: Sevda Alankuş, İstanbul: İPS İletişim Vakfı Yayınları.
BAGGALEY, JON, “L’impact des Technologies de l’information sur l’éducation nationale et internationale, http://www.idrc.ca/fr/ev.html, (erişim tarihi: 9 Haziran 2006).
CARTIER, MICHEL, “Nous vivons en train d’une revolution vraie”, RND (Revue de Notre Dame), Sillery, Juillet-Août 1998, No: 7.
“Ces weblogs qui intriguent le Net”, http://journaldunet.com, (erişim tarihi: 7 Temmuz 2006).
FOUİLHOUX, PİERRE, “Mèdias alternatifs”, http://www.campus.attac.org/clermont-errand/article, (erişim tarihi: 26 Mayıs 2005).
“Les mots sont importants”, http://alternativelibertaire.org, (erişim tarihi: 10 Temmuz 2006).
RAYMOND, ERIC S., “Les cinque mythes du nouveau médias”, http:// biblioweb.samizdat.net/article.26.html, (erişim tarihi: 5 Haziran 2006).
UĞUR, AYDIN. (2003). Kültür Kıtası Atlası, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
UĞUR, AYDIN ve BİLİCİ, MÜCAHİT. (1998). “Bilgi Toplumu, Internet ve Demokrasi: Dijital Âlemin Genleşen Kamusal Alanı”, Yeni Türkiye 21. Yüzyıl Özel Sayısı içinde, 448-496, Yıl: 4, Sayı: 19, Cilt:I.
“Wiki: la révolution est en vue”, http://www.journaldunet.com, (erişim tarihi: 7 Haziran 2006).
DİPNOTLAR
————————————————–
[1] Pierre Fouilhoux, “Mèdias alternatifs”, http://www.campus.attac.org/clermont-errand/article, (erişim tarihi: 26 Mayıs 2005).
[2] Fouilhoux, a.g.m.
[3] Arjun Appadurai, Aprés le colonialisme. Les conséquences culturelles de la globalisation, Editions Payot, Paris, 2001, ss.81–90.
[4] Appadurai, a.g.e., s.91.
[5] Jon Baggaley, “L’impact des Technologies de l’information sur l’éducation nationale et internationale, http://www.idrc.ca/fr/ev.html, (erişim tarihi: 9 Haziran 2006).
[6] Eric S. Raymond, “Les cinque mythes du nouveau médias”, http:// biblioweb.samizdat.net/article.26.html, (erişim tarihi: 5 Haziran 2006).
[7] Raymond, a.g.y.
[8] Ümit Atabek, İletişim ve Teknoloji, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2001, s.130.
* Söyleşinin 1998 yılında gerçekleştirildiği hesaba katılırsa, o tarihten bugüne söz konusu rakamın on beş-yirmi katına çıktığı rahatlıkla söylenebilir.
[9] Michel Cartier, “Nous vivons en train d’une revolution vraie”, RND (Revue de Notre Dame), Sillery, Juillet-Août 1998, No: 7, ss: 18–19.
[10] Aydın Uğur, Kültür Kıtası Atlası, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2003, s.107.
[11] Ümit Atabek, “İletişim Teknolojileri ve Yerel Medya İçin Olanaklar”, Yeni İletişim Teknolojileri ve Medya içinde, Der: Sevda Alankuş, İPS İletişim Vakfı Yayınları, İstanbul, 2003, s.66.
[12] “Ces weblogs qui intriguent le Net”, http://journaldunet.com, (erişim tarihi: 7 Temmuz 2006).
[13] “Ces weblogs qui intriguent le Net”, a.g.y.
[14] “Ces weblogs qui intriguent le Net”, a.g.y.
[15] “Ces weblogs qui intriguent le Net”, a.g.y.
[16] “Ces weblogs qui intriguent le Net”, a.g.y.
[17] “Ces weblogs qui intriguent le Net”, a.g.y.
[18] “Ces weblogs qui intriguent le Net”, a.g.y.
[19] “Les mots sont importants”, http://alternativelibertaire.org, (erişim tarihi: 10 Temmuz 2006).
[20] “Les mots sont importants”, a.g.y.
[21] “Les mots sont importants”, a.g.y.
[22] “Les mots sont importants”, a.g.y.
[23] “Les mots sont importants”, a.g.y.
[24] “Les mots sont importants”, a.g.y.
[25] “Wiki: la révolution est en vue”, http://www.journaldunet.com, (erişim tarihi: 7 Haziran 2006).
[26] “Wiki: la révolution est en vue”, a.g.y.
[27] “Wiki: la révolution est en vue”, a.g.y.
[28] “Wiki: la révolution est en vue”, a.g.y.
[29] “Wiki: la révolution est en vue”, a.g.y.
[30] Bu konuda oldukça ayrıntılı bilgiler için bakınız: Aydın Uğur-Mücahit Bilici, “Bilgi Toplumu, Internet ve Demokrasi: Dijital Âlemin Genleşen Kamusal Alanı”, Yeni Türkiye 21. Yüzyıl Özel Sayısı, Ocak-Şubat 1998, Yıl: 4, Sayı: 19, 1. Cilt, ss. 448–496.
——————————–
Yrd. Doç. Dr. Hüseyin Köse: Atatürk Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü Öğretim Üyesi.
26 January 2008




